
Türk silahlı kuvvetlerine sınırötesi operasyona olanak sağlayan tezkerenin TBMM’de rekor oyla kabul (507 kabul 19 ret) edilmesi batı basınında olumsuz yankılar bulmuş, Sayın Buş da ‘Irak’a asker gönderilmesi Türkiye’nin yararına değildir’ açıklaması yapmış.
The Times: Washington’un güçlü muhalefetine karşın tezkere onaylandı.
BBC: Tezkere, Türkiye’den itidal isteyen ABD ve Irak’tan gelen baskılara karşı meydan okuma.
AMERİKAN MEDYASI
Financial Times: Türklerin Kürtlere yönelik saldırısı ABD tarafından tercih edilebiliyordu. Ancak Irak’taki savaş ve istikrarsızlık sürerken Türkiye’nin Kürtlere saldırısı ABD için kábus olur.
New York Times: Oylama, ABD’nin tavrının Türkiye’de yarattığı hayalkırıklığının sonucu.
Washington Post: Tüm dünyanın itidal çağrılarına karşın, TBMM tezkereyi geçirdi. Oylamaya saatler kala Türk liderleri, tüm dünyadan gelen telefonlar ile kuşatıldı.
CNN International: Türkiye’de milliyetçi duyguların yükselmesinde ABD’nin PKK ile mücadelede ihtiyaç olan desteği vermemesi ve Irak’ın kuzeyindeki Kürt yönetimini desteklemesi etkili oldu.
FRANSIZ MEDYASI
Le Figaro: Türk hükümeti duygusal şantaja boyun eğdi, sertlik taraftarlarına katıldı.
Liberation: Tezkere, Türk-ABD ilişkilerinde krizi körükleyecek. Ankara, İncirlik Üssü’yle ’şantaj’ yaptı.
Le Monde: Türkiye’nin mesajı, Bağdat’a iletildi. ABD, askeri müdahale olmaması için baskıları sürdürüyor.
***
Böyle birşey olamaz… Sen Ermeni Tasarısını, Türkiye’nin hassasiyetine rağmen meclisinden geçir, hemen dibimizde istediğin petrol ve hakimiyet oyunlarını - demokrasi getiriyoruz - çocuk kandırmasıyla oyna, sonra da bizim sınır ötesi operasyon kararımız meclisten geçince ‘Irak’a asker gönderilmesi Türkiye’nin yararına değildir’ açıklamasını yap…
Yanlış olmuş Sayın Buş, Irak’a asker gönderilmesi Amerika’nın yararına değildir demeniz gerekmekteydi. Her zaman olduğu gibi yine diliniz sürçmüş.
Doğrudur, yanlıştır tartışmasına girmek istemiyorum. Ne bölge üzerinde uzun yıllar araştırma yapmış bir gazeteciyim, ne terör uzmanı, ne de yüksek rütbeli bir asker. Hatta kahvede oturup okey oynayan Hüseyin de değilim, taksici Kemal de… O yüzden ben bu kişiler gibi saatlerce Türkiye Irak’a girerse ne olur, başarılı olur mu, hezimete mi uğrar anlatamam, anlatmam.
Söylemek istediğim tek şey, bu bir TBMM kararıdır. TBMM ülkemizde herkesin ve herşeyin üzerinde olan bir kurumdur. 507 kabul oyla meclisten geçmiş bir kararı eleştirirsek, kendimizi de eleştirmeliyiz. 2 farklı oyla kabul edilmiş birşey değil ki bu? 507′ye 19! Daha yeni seçimler olmuş, gitmişsin istediğin partiye oy atmışsın, senin oy attığın adam da gidip ‘Evet Irak’a girelim’ demiş. Olay budur. Meclis madem tek yumruk oldu, birkez olsun milletçe tek yumruk olma zamanı gelmiştir. Bu tek yumruk deyimini pek bir militarist bulabilirsiniz. Hemen değiştirelim: Milletçe birlik olma zamanı gelmiştir. 80 milyon ayrı birey gibi davranmak yerine, 80 milyonluk bir ulus gibi düşünmenin zamanı gelmiştir.
Savaş sadece güneydoğuda veya Irak’da olmamalıdır. Savaş ekonomide de olmalıdır. Bu sorunlara cevap vermenin yolu sadece silah kuşanıp Irak’a koşturmak değildir. Oraya giden birkaç yüzbin askere destek vermenin yolu, balkonlara bayrak asmak da değildir sadece, yeni mitingler düzenleyip PKK’yı lanetlemek de değildir. Bayrak da balkona asılmalıdır, yeni ve her kesimin katıldığı mitinglerle PKK terörüne son verilmesi de haykırılmalıdır. Ama esas destek mitingden işe dönünce vergini yatırmaktır, yerel seçimlerde gerçekten hizmet edecek adamları bilinçli olarak seçmektir, kahvehanelerden çıkıp üretime katkıda bulunmaktır ve en önemlisi herkesin işini doğru yapmasıdır. Bu sayede ülkede verim artacak, verim refahı uzun vadede getirecektir. Refah da barışı.
Malesef ki ülkemizde büyük çoğunluk işinden memnun değildir. Benim, cahilce, gizli işsiz diye adlandırdığım bu genel topluluk ülkenin verimini korkunç derecede olumsuz etkilemektedir. Bir restoranda çalışan garson bile işini iyi yaparsa genel refaha katkıda bulunur. Bu toplumsal bilince ulaşmak gerekmektedir. Garson, itfaiyeci, hastabakıcı, belediye görevlisi, noter memuru ve daha yüzlerce değişik meslek gruplarına sahip insanlarımız sahip oldukları kapasitenin yarısından az bir çabayla çalışmakta, hayal dünyasında yaşamaktadırlar. Sanki tüm ülke Balık burcudur!
Örneğin bir garsonun bile kötü hizmeti, o restorana giden insanları bezdirmekte, insanlar sürekli yeni yerler arayışına girmektedir. İnsanlar yeni yerler aradıkça, o restoran istediği işi yapamamakta; personel ve dekorasyon değişikliklerine gitmekte, personel işsiz kalınca bir yerlerde bir aile dara düşmekte, gereksiz ve defalarca yapılan dekorasyon değişiklikleriyle kazanılan paralar çarçur olmaktadır. Sonuçta restoranlar sürekli el değiştirmekte, restoran sahiplerinin ve bu restorandan alacaklı olanların aileleri dara düşmektedir. Buna restorandan alacaklı olanlardan alacaklı olanlar ve onların aileleri de hemen eklenmektedir. Ayrıca devletin iyi giden iş ve yatırımlardan aldıkları vergiler de sekteye uğramaktadır.
Ülkemiz sadece saadet zincirlerini konuşurken, aslen bu şekilde dolaşan felaket zincirleri ülke iş ve aile hayatını kasıp kavurmaktadır.
Çok mikro bir gözlem gibi gözükse de ve biz restoran ve garsonların ekonomimize olumsuz etkilerini tartışırken, devletin esas toplaması gereken vergiyi dev holdinglerden toplayamadığı da düşünülürse, işte o zaman esas konumuza dönülür. Herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır. Zaten ana sorunumuz da budur. Garson o hizmeti yüzde yüz kapasitesiyle vermeli, onurlu devlet memurları da yüzde yüz kapasiteyle çalışmalıdır. Onlar da kefenlerini kapı önüne koyup, güç, çıkar ve baskı odaklarından çekinmeden, devletin asli görevlerini adil şekilde yerine getirmesi çabasında bulunmalıdırlar. Yani herkes ama herkes kendi işini düzgün yapmalıdır. Önce devlet düzelsin, sonra ben düzgün çalışayım zihniyeti bizi buralara getiren zihniyettir. Devlet aslen, dünyadaki genel uygulamanın aksine, vatandaş için koruma ve hizmet sağlayan ve yine vatandaşlardan oluşan bir büyük organizasyondur. Herkesin doğru olduğu bir sistemde, devletten de doğru olması beklenecek ve devlet kurumları da yanlışlarını deerlendirmek ve düzeltmek zorunda kalacaktır.
Milletçe birlik zamanıdır. İçinde bulunduğumuz yılların milli mücadele yıllarından tek farkı, şu anda saldırıların çehresinin değişik ve gizli oluşudur.
Bir ülkenin çıkarları ile diğerinin çıkarlarının yüzde yüz örtüşmesi mümkün olamaz. Ancak aynı zaman dilimi içerisinde örtüşüyor görünebilir. Eğer zamanının düşmanları, bugünün dostları birşeyi yapmamamız konusunda bu kadar ısrarcılarsa, o şeyi belki de yapmak gerekir. Meclisimiz uzun tartışmalarla tezkereyi çıkarmış ve bir kez olsun üzerine düşeni yapmıştır.
Zaman aynı zaman olmadığı için belki kağnı sırtında top mermisi taşımamıza gerek yoktur. Ama şimdi bizim de üzerimize düşeni yapmamız gerekmektedir. O da ancak normal hayatımızı sürdürürken tüm vatandaşlık görevlerimizi harfiyen yerine getirmek ve işimizi doğru düzgün yapmaktır. Bu kadar fedakarlık da yapılabilir değil mi değerli milletimiz?
Saygılarımla.
Yorumlar:
Rumuz:
Memo
Yorum:
Aslında bu anlattıklarının en sonunda yazdığın ‘Bu kadar fedakarlık da yapılabilir…’ fazla kaçmış. Maalesef ki artık normalde yapılması gerekenleri yapmak fedakarlık oldu Anlatan adam. Çünkü kimse yapmıyor.Bu yüzden de herkes o yapsın ben de yapayıma kadar gidiyor ve bu en başa meclistekilere bağlanıyor. Evet seçilenler ancak başlatabilir bu vatandaşlık sorumluluğunu (fedakarlığı değil).. Tezkerenin çıkması en azından şu anda iyice dibe vurmuş morallerimizi biraz olsun toparladı ama asıl sorun 19 tane red oyu ve onların TBMM milletvekili sıfatını taşımaları
Son olarak da; ABD ve Avrupa ülkeleri çok bozulmuşlar, kızmışlar bu tezkerenin çıkmasına da herkesten özür dileyerek birer avuç buz yollayabiliriz hepsine bu kadar kızdılarsa…