Boğazından haram geçmiş şehir… & Yorum (3)

istanbul3.jpg

Kimine göre dünyanın merkezi, kimine göre bir yaşam mücadelesi… Kimine göre var olan en güzel şehir, kimine dünyanın en büyük köyü… Kimi eğer uzaktaysa yaşamındaki en büyük özlem, kimine içinde yaşarken büyük bir zulüm…

Şiirsel olma çabasında değilim.

İstanbul’u özetliyor beynim; ikilemde kalıyor. Tartışmasız bir şekilde güzel, sahip olana imkanları sınırsız, fırsatları bol…

İşte bu fırsat hikayeleriyle, bu taşı toprağı altın söylentileriyle başlamış belki herşey, koskoca bir kaosa dönüşmüş zaman içinde. İmparatorlukların başkenti olmuş tarihte, şimdi de cumhuriyet içinde bir cumhuriyet…

Her zaman, her işin aslı orada yapılırmış, o yüzden beyinler her dönem oraya göçmüş. O yüzden ekonomisi her zaman ülkenin geri kalanından farklı bir ekonomi olmuş.

Rüzgar orada hep sert esmiş, o yüzden o şehirde ayakta durmak hep zor olmuş. Ama orada ayakta durabilen, ülkenin geri kalanında hemen farkedilir hale gelmiş…

Ama zaman içinde ülke değişmiş, ülke içindeki ülke hepten delirmiş…

O şehri gerçekten hakedenler, karıncalar gibi çalışmaya başlamışlar peygamber sünnetinde olduğu gibi: ‘Hiç ölmeyecekmiş gibi çalış…’

Yüzlerce, binlerce mekan açılmış, şehir tiyatrolara, konserlere doymuş. Bu karıncalar oralara ‘gidebilme ihtimallerini severek’ çalışıp durmuşlar… Çoğunun parası olmamış, bir o kadarının da zamanı…

Ülke fırsatlar ülkesine dönüşünce, ülke içinde ülke fırsatların merkezi olmuş. İyi semtlerin sokakları siyah ceketli, kravatsız beyaz gömlekli delikanlılarla (!) ve bir şablondan çıkmış sarı kafa kızlarla dolmuş; birbirleriyle para, araba, yemek ve diğer ihtiyaçları (!) konuşur olmuşlar.

Nasıl sokakları o sokaklarda oturmayanlar tarafından paylaşıldıysa, semtleri de paylaşılmış… Sarıklı semtler oluşmuş, Anadolu’nun türlü şehirleri, İstanbul’un türlü semtlerine topluca yerleşmiş, başkaları oralarda barınamaz olmuş…

Zorbalık, hırsızlık, kapkaç, adam yaralama ve ölüm şehrin gündeminden bile düşmüş, ortalık bu eylemlerin failleriyle dolmuş… İşte buraları gerçekten hakedenler korku içinde yaşar olmuşlar, bu sefer ‘kendi başlarına gelmeme ihtimalini severek’…

istanbul2.jpg

İstanbul’a hissettiklerine çoğu zaman ‘aşk’ demiş orada yaşayanlar. Zalim aşık burunlarından getirmeye başlamış zaman içinde… Belki aşkın da doğası bu olduğu için, herkes sevmeye devam etmiş…

Biryerden biryere gitme çabası, gitmek eyleminin önemli bir parçası olmuş, gitmenin adı ‘gidebilme’ye dönüşmüş… Çoğu yerde gitmek için çıkmak ve varmak konuşulurken; bu şehirde çıkmak, varmak demek olmamış… Şehri hakedenler vardıklarına sevinir olmuşlar…

Her yönetici burayı yönetmek için değil, yemek için gelmiş biraz da… O yüzden çabalar uzun dönemli olmamış, hep günü kurtarmış, çoğu zaman da birilerini… Birileri o çabalardan çok zengin olmuş, şehir ve şehri hakedenler her daim kaybetmiş…

İstanbul boğazından her dönem haram lokma geçmiş… Derler ya, ‘boğazdan haram lokma geçince, orası pek kar etmezmiş’…

istanbul.jpg



Yorumlar:

Rumuz:
blogger

Yorum:
Anlatanadam, düzenli okuyorum seni ama yorum yazmıyordum. Bir blogcu olarak aslen bunun ne demek olduğunu bilirim ama… Neyse, bende yorum yazma isteği oluşturdu yazın… Ne güzel betimlemişsin, eline sağlık.

Rumuz:
Ozdl

Yorum:
Çok güzel bir yazı olmuş, ellerine sağlık.

Rumuz:
lovely

Yorum:
Yapma yaa, o kadar da değil İstanbul’um benim… Çok karamsar olmuşş. Gerçi aşk budur demişsin ya, o da doğru… Neyse harika yazmışsın Anlatan Adam.

Bu kategorideki diğer yazılar

Kırlangıç ve YılanbalığıKayıp Ambulans & Yorum (2)İzmir’den İstanbul’a & Yorum (3)Ankara kaç kilometre?Ama babacığım…Bekle & Yorum (1)I’m back! (Geldim, geldim…)Değişiklik ve seyahat durumu…Dahi Babam ve Küçük Nihal & Yorum (1)

 
 

« Önceki Yazılar Sonraki Yazılar »

 
İllüstratör: Yaprak Moralı