Dahi Babam ve Küçük Nihal & Yorum (1)

20binfersah.jpg 80gunde.jpg arzinmerkezi.jpg ayayolculuk.jpg balonla5.jpg beyazdis.jpg cocukkalbi.jpg davidkop1.jpg

Bir sürü kitap okurduk çocukken… Televizyon olsa da siyah beyaz, hayal gücüne kapalıydı olabildiğince… Bir iki çocuk programı hariç, bir iki de aile büyüklerini esir alan Dallas türlerinden başka, sadece siyah beyaz değil, griydi… Sıradandı, özelliksizdi…

palsokagi.jpg tomamca.jpg ikiyilokultatili.jpg guliver.jpg

O yüzden bir sürü kitap okurduk biz… Kitaplarımızın kapakları ve bizim felfecir hayal güçlerimiz rengarenkti… Pal Sokağı Çocukları, Gizli Bahçe, Define Adası, Afacan Beşler, Gizli Yediler, Robinson Crusoe, Tom Sawyer, Huckleberry Finn, Üç Silahşörler, Polyanna, Monte Kristo Kontu, Arzın Merkezine Seyahat, Beyaz Diş, 80 Günde Devri Alem, Deniz Altında Yirmibin Fersah, Tom Amcanın Kulübesi, Don Kişot, Sefiller, Çocuk Kalbi, Balonla Beş Hafta, David Kopperfield, Oliver Twist, Siyah Lale, Aya Yolculuk, Gulliver Cüceler Ülkesinde, Orman Kitabı, Küçük Kadınlar, Robin Hood, İki Yıl Okul Tatili, Notre-Dame’ın Kamburu vee tabi ki Dahi Babam…

Şimdi derinlere dalmışken ve size H.P.Maxim tarafından yazılmış Dahi Babam adlı kitaptan hatırladığım bir öyküyü anlatıcakken, ufak bir araştırma yaptım herzamanki gibi…

Neler çıktı altından… Bu çocuk kitabının yazarı Hiram Percy Maxim gerçekten de babasını anlatmaktaymış kitapta meğer, yani bir biyografiymiş… Baba Hiram Stevens Maxim yüzyılın en önemli mucitlerindenmiş aynı kitaptaki gibi… Ama o çocuk kitabındaki yarı deli - sevimli adam meğer Maxim Makinalı Tüfeğinin mucidiymiş, kitaptaki yarı-masum, çocukça icatlarının yanında…

Bilmeyenler için, Maxim tüfekler 1.Dünya Savaşı’nı cehenneme çeviren tüfeklerdir. Her iki tarafta da kullanılan Maxim makinalı tüfekleriyle, yüzbinlerce kişi ölmüştür. Bir kişinin bin kişiyi öldürebildiği şeref dışı savaşların başlangıcıdır. Kolay hatırlamanız için popüler bir örnek vereyim: Son Samuray filminin final sahnesinde, onurlu bir saldırıya geçen Samurayların üzerine tepeden ateş açan döner toplu, makinalı silah Maxim’dir işte…
Ama baba Maxim enteresan bir karakterdir. Thomas Edison ile elektrik ampulünün icadı konusunda anlaşmazlığa düşmüş, daha önce ampulü icat ettiğini öne sürmüştür. Gerçekten de, aslen ampulün patentini şu an bile elinde tutmaktadır. (U.S. Patent 208252 - Electric lamp, U.S. Patent 230310 - Electric lamp, U.S. Patent 230953 - Electric lamps, U.S. Patent 230954 - Process for removing air from globes of electric lamps)
Elektrikle çalışan motor, motor vites kutusu, otomatik silahlar (makinalı tüfek) dahil 29 adet patenti bulunmaktadır. Faydalı eserlerinin yanısıra, silahtaki gaz mekanizmasını da bularak, toplu balina katliamının en önemli silahı olan balina tüfeğini de icat etmiştir.

H.P.Maxim’de babasının izinden gitmiş denilebilir. MIT mezunu bu aileden dahi oğlan, sadece babasını anlattığı, (A Genius in the Family: Sir Hiram Stevens Maxim Through a Small Son’s Eyes) bizim dilimize çok çocukça çevrilmiş kitabı yazmanın yanısıra, amatör radyoculuğun da babası sayılır. Ayrıca egsoz susturucusunu icat etmiş ve hatta işi ilerletip bu susturucuyu silahlarda kullanmak üzere de geliştirmiştir… Yani baba Maxim gibi oğul da, faydalı eserlerinin yanı sıra, insan öldürmenin daha az şerefli yollarını da bulmaya adamıştır kendisini…

balina.jpg susturucu.jpg last_samurai.jpg 300px-maxim_maschinengewehr_1910.jpg

‘Dahi Babam’ı okuyanlar bu detaylara bakarken, ben okumamış olanlara kitaptan bir öyküye, esas anlatacağım konuya değineyim…

Dahi Babam’daki babasına hayran çocuk, deli-sevimli babasıyla aynı evde türlü haylazlıklar yapmaktaydı… Baba bir seferinde ‘Sıcak - Soğuk Deneyi’ adlı öyküde, mutfakta hınzırca gezinmekteydi. Mutfakta çalışan hizmetçi arkası dönük yemek pişirmekteydi. Dışarısı çok soğuk ve arka bahçe karlar altındaydı. Baba Maxim, ocaktaki ateşi düzenlemekte kullanılan uzun demirlerden birini gizlice dışarıya, karların arasına gömmüştü. İçeride ise aynı şişin bire bir kopyasını, hizmetçinin endişeli bakışları altında ocakta kor haline getirmekteydi. Uzun demir, ucu kıpkırmızı bir hal alınca, yanık ve isli bir koku çıkararak onu elinde gezdiriyor ve hizmetçinin iyice dikkatini çekmeye çalışıyordu.
Sonra sessizce arka bahçeye çıktı. Karların arasından iyice soğumuş demiri elindeki sıcak demirle değiştirdi. Bir bezle ıslaklığını sildi. Hizmetçinin arkasından gizlice yaklaştı ve demiri usulca kadının boynuna değdirdi! Kadın çığlıklar içinde boynunu tutmuş, yanma hissiyle kendini yerlere atıyordu.
Evdeki herkes kadıncağızın yanına koşturdu. Zorla da olsa elini boynundan çekince, boyunda en ufak bir kızarıklık bile olmadığını gördüler. Kadının yanık hissi devam etse bile, tamamen psikolojikti.

İşte böylee… Özetlerken anladım ki, ne manyakça bir deney yapmış zengin, sapık baba Maxim. Biz de almış okumuşuz o yaşta…

Neyse, 12 yaşında okuduğum bu çocuk (!) romanının bayağı etkisinde kalmıştım… Bir yaz günü, ailece gittiğimiz bir ev gezmesinde (öyle denirdi ya o zamanlar), evin iki buçuk yaşındaki akraba kızıyla aynı odada oturuyorduk. Aklıma birden bu deney geldi… ;)

Odada duran oldukça kalın metalden yapılmış sobayı küçük kıza göstererek:

-Cısss… dedim.

Bir yandan da elim yanmış gibi yapıyor ve kızcağıza elimi acı içinde gösteriyordum. Birkaç tekrarlamadan sonra, küçük kızın elini de tutup sobaya doğru ittirdim… Kızcağız korkudan elini çekmeye ve sobaya değmemeye çalışıyordu. Yani manyak baba Maxim’in yaptığı psikolojik baskı kısmı tamamlanmıştı.
Şimdi de sıra karların arasındaki soğuk demir olayına gelmişti… Kızı bir anda koltuk altından kavrayıp, buz gibi soğuk sobanın üzerine oturtuverdim. Kızcağızın minicik bacakları soğukla temas eder etmez çığlığı bastı! Küçük Nihal poposu yanıyor sanmaktaydı! Deney gerçekleşmişti! Hemen panikle kızı aşağı indirdim…

Deney gerçekleşmişti, ama birkaç farkla… ;)

Bir, ben baba Maxim gibi evin reisi değildim, bir yaramaz oğlan çocuğuydum. Yaptığım manyaklıkların hesabı sorulmaktaydı…

İki, üzerinde deney yaptığım kişi 1900′lü yılların köle zihniyetiyle çalıştırılan hizmetçisi değildi, bir küçük kız çocuğuydu…

Üç, Maxim manyağı bile, demiri kadının boynuna değdirmişti, bense kızcağızın poposunu yakmıştım (dondurmuştum yani)…

Dört ve en önemlisi, Nihalcik daha konuşamıyordu ve evin ahalisi odaya koşturduğunda küçük kız poposunu ve beni elinle gösterip ağlıyordu ve evdeki herkes benim kızcağızın poposunu ellediğimi ve kızın ondan ağladığını sanıyordu!!! :)

Bu olayı açıklamak ve sülalenin tacizci oğlanı rolünden çıkmak için manyak H.P.Maxim’in ruh hastası babası H.S.Maxim’i anlattığı ‘Dahi Babam’ kitabını getirip, herkese okumak zorunda kaldım… Üstümdeki şüpheyi kaldırdım ama sokağa çıkma yasağından kurtulamadım…

Alacağınız olsun baba - oğul manyak Maximler sizin, nerdeyse çocukluğumu rezil edecektiniz… :D


Aşağıda; insanlık tarihinde, sıcak-soğuk deneyini insanlar üzerinde gerçekleştirmiş caniler Anlatanadam ve baba - oğul Maximler görülüyor… Heheh…

anlatan_little.jpg maxim_jr.jpg maxim_sr.jpg


Yorumlar:

Rumuz:
Sunshine

Yorum:
Kısa filmler var hayatımda.Yönetmeni Özürlü. Yönetmeni ruha özürlü. Sevmek vakitsiz misafir: Kanıtlanamayacak yaranın su gibi geceye karışıp akışı… Böyle kanar bir olmazın analistliği, böyle susar kalırsın tek sözcük suçluyorsa içinde saklandığı cümleyi…

Bu kategorideki diğer yazılar

Kırlangıç ve YılanbalığıKayıp Ambulans & Yorum (2)İzmir’den İstanbul’a & Yorum (3)Ankara kaç kilometre?Boğazından haram geçmiş şehir… & Yorum (3)Ama babacığım…Bekle & Yorum (1)I’m back! (Geldim, geldim…)Değişiklik ve seyahat durumu…

 
 

« Önceki Yazılar Sonraki Yazılar »

 
İllüstratör: Yaprak Moralı